13 Eyl 2010

ruhumu parçalara ayırdı bir damla ışık gökyüzünden gelip

Havanın soğuk olması gerekiyordu, eylül'ün ilk günleri oysaki, ortasında sırılsıklam dikildiğim tarlanın çamurları bulaşmıştı üstüme, oysaki bugün yağmur olmayacaktı, üstümdeki yırtık pırtık kıyafetin bir zamanlar güzel olması gerçeği şu an onun yırtık olduğu gerçeğinden daha mı üstün yoksa?
Üşümem gerekmiyor mu aslında şuan, çünkü bugünün soğuk olması gerekiyor. Gözlerimin etrafında dolaşan alev haleleri nereden gelmekte peki? Yoksa ben bir yıldırımla intihar etmek isteyecek kadar deli bir kadın mıyım?
Neden kıyafetlerim yırtık peki?
Hayata dair gördüğüm yarı gerçekliğin uzantısı mı? Uzaklarda gök gürültüleri var, yoksa tanrı var ve bu gece benim için yas tutup ağlıyor mu?
Bilmiyorum belki de bir önemi yok. Gök gürültüsü yaklaşıyor, sanırım bir kaç yüz saniye var sonuma.
Gök gürlüyor, tanrı daha da gürültülü ağıt yakıyor dalga geçermiş gibi "kabullenme sen daha".
Yüzümde hafif bir gülümseme çocukluğumun soluk bir gölgesi olarak. Avuçlarımda demir bilyelerim, ayın bir parçası görünüyor bulutların arasından ve kör oluyorum bir anlığına, bu ışık ah bu yakıcı ışık ve uğultu misali bir gümbürtü, yoksa tanrı hıçkırıklara mı boğuldu?
ama üzgünüm beni hiç etkilemiyor bu,belki de ağlama sırası sende artık;çünkü inanmıyorum artık bir gökyüzümün varolduğuna.

Hiç yorum yok: